Nefes almakta zorlanarak uyandım…kendimi hiç iyi hissetmiyorum… boğazlarım acıyor, yutkunamıyorum, üşüyorum ve kafam sepet gibi… istesem de hiçbir şeye aklımı veremiyorum… telefonla konuşurken ne söylediğimi...
Görüşmeyeli… *Sıcaklar bastırdı, *uğruna ölüp bittiğim meyve karpuz çıktı… *kardeşim kendine saçma sapan bir iş buldu…çıkması için annem ve ben seferber olduk…. *Kayınvalidemlerden aldığım son...
:))))) 20 Nisan….. Annem babamı affetti ve eve dönmeye karar verdi….mesaideyken aldım haberini…. 22 Nisan cumartesi…Annemin daveti üzerine, akşam yemeğine misafirlerimizle birlikte gittik…. Sonunda...
Bugün Antalya’da olmam gerekiyordu, fekatttt haftaya da aynı yere departmanca tekrar gidileceği için iki toplantı birleştirildi ve bugün kiii toplantı yattı. Haftaya olana da aynı...
Dün akşam Bay Müdürümüz, mesaiye bugün herkes kalsın dedi… Normal rutinde de Salı akşamları benim mesaiye kalma günüm olduğu için çok koymadı böyle demesi,...
Çarşamba günü, ağlayarak yırttığım mesainin ardından, eve dönüşte erken indim servisten ve o çok istediğim kapişonlu pembe montu LCW’den aldım.Yanında da beyaz bir tişırttttt… ...
Bu hafta sonu…. Cumartesi sabahı….Aşkımın annesi ve babası çok uzaklardan Konya'dan bize yatıya kalmaya geliyorlar… Altı buçuk yedi gibi burada olacaklar inşallah… rahat ederlerse, on...
zırlamamın üstünden iki gün geçti…Müdürüm denen şahsiyet soruyor her sabah şimdi. Bugün nasılsın Sinem diye… Sanki bana karşı bir garipleşti, ilginç, ilginç suratıma bakıyor… Bu...
Dün öğleden sonra bayan ve bay müdürüm beni yanlarına çağırdılar… Bay müdüründe, müdürü oluyor bu bayan müdür…dün ağlama olayını hemen yetiştirmiş olacak ki…seninle biraz konuşmamız...
Uzun Bir hastalık dönemindeyken işten zorla izin almış Cuma günü doktora gitmiştim…Kulak burun boğazcı doktor amca, başının ağrısı gözlerinden olabilir demişti… Ben de fırsat bu...
Cumartesi; Anneannemden dönüşte aşkımla carrefour’a gittik ev için alışveriş yapmaya… LCW’de pembe bir kapişonlu mont beğendim… ilk carrefour da, sonra bizim evin orada, sonra...
Neyim ben neyimmmmmmmm...kimimmmmmm ben… abla, babasının küçük kızı, annesinin prensesi, aşkının canı, hıııııı neyimmmmmm… Ben bunların hiç biri için asli görevimi doyasıya yaşayamadım… ...
Anladım sonu yok yalnızlığınHergün çoğalacakHer zaman böyle miydi bilmiyorumSanki dokunulmazdı çocukken ağlamakAlışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeyeÇünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmakYalnızlığım yollarıma...
Annem bugün, anneanneme yakın bir yerlerde çalışmak için iş araştırması yapmış, offffff offfffff….. nereden çıktı şimdi bu… işyerindekiler mesaiye kalayım diye gözümün içine baktılar, yarın...
Yazmak veya yazamamak, anlatmak ya da anlatamamak nereye kadar….. Hasta oluyorum artık şu hasta olma durumuma… yeter……başıma gelenlerin üstesinden gelemiyorum artık… Son günlerim karışık,...
Aşağıda anlatacağım hikaye Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay....Evini yeniden dekore ettirmek isteyen japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında...
Nedendir bilmiyorum küçüklüğümden beri üzerinde çiçeği olmayan yeşil yapraklı salon çiçeklerine hep ifrit olmuşumdur….Annem büyük bir intizamla onları yetiştirir çoğaltır tanıdıklara dağıtırdı… Hala bile yapıyor...
tecrübelerimle sabittir ki ….arkadaşlık, dostluk denen illet adı her neyse ilk başladığı günlerde, cicim ayları gibi çok ballı börek geçer… Hele bir de kalabalık bir...
Şşşşşşştttttttt sessiz olun, size bir sır vericem…. Çok geçmeden açıklamak istedim…Kimselere söylemiyceksiniz ama Bilenler ekranımdan da fark etmiş olabilir…Benim bir bloğum vardı…adı Sinemcikti….orayı hayatımdaki herkes...